

Vera, Emerald Valley Lisesi'nde uzun süredir zorbalığa uğrayan sıradan bir kızdır. Ancak kimsenin bilmediği bir sırrı vardır. Babası Arthur eski bir mafya tetikçisi, annesi Tris açığa satış dünyasının kraliçesi, ağabeyi Julian ise saplantılı derecede korumacı, üst düzey bir bilgisayar korsanıdır. Zorbalar misafir olarak evlerine davet edilince bütün aile dehşet verici bir tuzak kurar. Julian üç zorbayı terk edilmiş bir fabrikada işkence dolu bir oyuna çeker ve onları birbirlerine düşürüp kendi suçlarını itiraf etmeye zorlar. Perde arkasında kanıtları yönlendiren Vera, ailesinin tek tek harekete geçmesini sağlar, zorbalık videolarını ifşa eder, zorbaların aile şirketlerini açığa satışla çökertir ve geride hiçbir açık bırakmaz. Sonunda zorbalar herkesin önünde diz çöküp özür diler, aileleri iflas eder ve hapse girer. Fakat Vera'nın gizemli günlüğü gerçeği ortaya çıkarır. Her olay bizzat Vera tarafından en ince ayrıntısına kadar planlanmış, ailesi ise onun kullandığı birer silahtan ibaret kalmıştır. Asıl oyun daha yeni başlamaktadır.

Annemle babam eve yapay zekâ bir kız çocuğu alınca ailedeki yerimi kaybettim. Maddison Matthews kusursuz, kibar, zeki ve itaatkârdı. Mükemmel bir kız çocuğuydu. Bir gecede sorunlu çocuk hâline gelmiştim. Babam artık hayal kırıklığını saklamıyordu. Annem yaptığım her şeyi Maddison'la kıyaslıyordu. Abim Bailey bile bana bir utanç kaynağıymışım gibi davranıyordu. "Öfke nöbeti geçirmek ve dikkat çekmeye çalışmak dışında ne biliyorsun ki?" Sonunda bir gün çileden çıktım ve Maddison'ı ittim. Annem bana o kadar sert bir tokat attı ki kulaklarım çınladı. "Maddie'nin yarısı kadar olgun olsaydın her gün yorgunluktan ölmezdim. Üstün Zekâ Akademisi'ne git ve nasıl itaatkâr bir kız olunur öğren." Sonra da beni evden gönderdi. Üç yıl zorla Zekâ Akademisi'ndeki değişim programına gönderildim. Gelişmiş yapay zekâ modelleriyle birlikte insan çocuklarını eğitmek için tasarlanan bir yerdi. Üç yıl sonra ailem nihayet beni eve geri götürmek için geldi. Bana defalarca kez adımla seslendiler ama hiç cevap vermedim. Müdür arkalarında sakince gülümsüyordu. "Sayın Matthews" dedi sakince. "'Gücü aç' demelisiniz. Birim 1314 artık insan isimlerine tepki vermiyor."

Serena Moretti, kusursuz bir hayata sahip olduğuna inanıyordu. Bir zamanlar varoşlarda garsonluk yapan Serena, kendisi için her şeyinden vazgeçtiğini düşündüğü acımasız mafya vârisi Alessandro Moretti ile evlenmişti. Ta ki acı gerçeği öğrenene kadar. Serena tüm varlığını evliliklerine ve yıllar süren başarısız tüp bebek tedavilerine adarken, Alessandro çocukluk arkadaşı Bianca Rizzo ile ikinci bir hayat yaşıyordu. Üstelik Bianca ona ikiz erkek çocuklar vermişti. Kalbi kırılan ve Alessandro'nun çocuğuna hamile olan Serena, artık kalmayı reddetti. Güvendiği tek arkadaşı Isabella ile birlikte, lüks Alp Manzarası Treni'ni "yok eden" felaket bir çığ komplosu tezgâhladı ve karların arasında kendi ölümünü kurguladı.

"Anka Hanedanı'nın asil prensesi Lara, reşit olma töreninin yapılacağı gün modern zamanda sekiz yaşındaki küçük bir kızın bedenine uyanır. Bedenine girdiği bu küçük kız, aslında bebekken değiştirilmiş gerçek varistir. Ancak kendi evinde sürekli hor görülmüş, sahte varis tüm sevgiyi elinden almış ve en sonunda açlıktan ölüme terk edilmiştir! Bu duruma öfkeden deliye dönen prenses acı bir kahkaha atar. Eskiden beri babalar şefkatli, evlatlar ise hayırlı olmalıdır. Madem bu baba şefkatten yoksun, o halde o da kendine yeni bir baba seçecektir! Gidip herkesin hor gördüğü, ""işe yaramaz"" olarak bilinen bir adamı kendine baba olarak seçer. O ki koskoca asil bir prensestir; serseri bir adamı yola getirip adam etmek onun için çocuk oyuncağıdır!"

"Seksen sekizinci kez iptal edilen düğünümüzden sonra iş ortağımı aradım. ""Haviana pazarlama projesini kabul ediyorum."" Bir anlık sessizlik oldu. ""Gerçekten mi? Bu yurt dışında on yıl demek. Daha yeni evlendin, değil mi? Kocan biliyor mu? Peki ya ailen? Hep onlara yakın olmanın her şeyden önemli olduğunu söylerdin."" Boş kiliseye baktım ve alaycı bir kahkaha attım. ""Düğün yoktu. Koca yoktu. Aileminse Cindy'si var. İhtiyaçları olan tek şey o."" Bir duraksama daha oldu. ""Pekâlâ. Valizini hazırla. Yarın gidiyorsun."" Konuşmadan sonra elimi gelinliğimin üzerinde gezdirdim. Sessiz ve anlamsız son bir damla yaş yanaklarımdan süzüldü. Cindy bugün yine bir “kriz” geçirdi. Kendini öldüreceğini söylemişti. Andrew yine düğünü iptal etti. Ona baktım. Tükenmiştim. “Bu seksen sekizinci kez.” Başını öne eğdi, yüzünde suçluluk vardı. “Biraz daha zaman ver Viv. Kazadan beri kendinde değil. Gerçekten bunu yapacağından korkuyorum. Yemin ederim, onunla konuşacağım. Bu kez gerçekten. Sonra evleneceğiz. Söz.” Ailem hiç tereddüt etmedi. “Vivian, Andrew’ı bırak. Cindy seni kurtarmaya çalışırken kaçırılmasaydı bu krizleri yaşamazdı. Kız kardeşinin hayatını gerçekten bir düğünden daha mı önemli görüyorsun?” “Nasıl bu kadar bencil olabilirsin?” Bunların hepsini daha önce de duymuştum. Eskiden karşı çıkardım. Ama bu kez değil. Hem nişanlım hem de ailem beni istemiyorsa o zaman tamam, ben de giderim."

Yale Mond, annesini kanserden kaybettikten sonra derin bir çaresizliğe sürüklenir. Kısa süre sonra sevgilisi Lillian Jones'a lösemi teşhisi konur. Yale'in bir kez daha kalp kırıklığı yaşamasını istemeyen Lillian, hastalığını ondan gizler ve ilişkilerini bitirir. Yıkılan Yale, tıp eğitimi almak için yurt dışına gider. Beş yıl sonra hastane müdürü olarak geri döner ve yanında mucizevi bir kanser ilacı getirir. Ancak Yale'in bundan haberi yoktur; Lillian'ın lösemisi, gizlice kızları Annie'yi dünyaya getirmesinin ardından daha da ilerlemiştir. Tedavi masraflarını karşılayamayan Lillian, bir köprünün altında yaşamaya başlar. Yale, Annie sayesinde sonunda Lillian'ı bulur ve aralarındaki yıllardır süregelen yanlış anlaşılma çözülür. Yale, mucizevi kanser ilacını kullanarak ölmek üzere olan Lillian'ı kurtarır ve üç kişilik aile sonunda yeniden bir araya gelir.

" Dünyadaki tüm ejderhaların soyunun tükenmesinin üzerinden yüz yıl geçmiştir. Matthew, SSS seviye bir Ejderha Terbiyecisi olarak uyanır. Ancak dünyada terbiye edebileceği tek bir ejderha bile kalmadığı için ""işe yaramaz dâhi"" damgası yer. Sevgilisi onu terk eder, can yoldaşları ona tepeden bakar, hatta her zaman iyi davranan hocaları bile ona küçümseyerek yaklaşmaya başlar. Fakat kimsenin bilmediği bir gerçek vardır. Matthew, aynı zamanda Ejderha Evrim Sistemini de uyandırmıştır. Onun özenle baktığı kızıl ejderha yumurtası sonunda çatlar ve efsanevi Beş Renkli Ejderhalar, birer birer dünyaya geri dönmeye başlar!"

Londra merkezli başarılı bir yönetici olan Murat (32), aile şirketinin başına geçmek için İstanbul’a döner. Ancak CEO koltuğunda çoktan zeki ve hırslı bir kadın olan Azra’yı (30) bulur. Murat, babası Orhan’ın onları eş CEO olarak atadığını öğrenince şaşkınlık yerini düşmanlığa bırakır. Ayrıcalıklı bir mirasçı olan Murat ile kendi ayakları üzerinde duran yetim bir kadın olan Azra, kontrol ve saygı kazanmak için sert bir mücadeleye girişir. Bir gece geç saatlerde yaşanan beklenmedik bir olay, aralarındaki rekabeti bambaşka bir noktaya taşır ve tutkulu bir yakınlaşmayla sonuçlanır. Ancak bu an, ofisin güvenlik kamerasına yansır. Murat’ın eski sevgilisi ve şirketin üst düzey yöneticilerinden Defne görüntüleri ele geçirince, Azra’ya şantaj yapar ve şirketi sarsacak bir skandalın fitilini ateşler. Murat ve Azra, birbirleri için yaptıkları fedakârlıklarla zamanla güven geliştirmeye başlarken, çok daha karanlık bir gerçeği ortaya çıkarırlar: Orhan, şirketi iflasa sürükleyip borçlarından kurtulmak için aralarındaki çatışmayı baştan planlamıştır. Güçlerini birleştiren ikili, büyük bir yüzleşmeyle Orhan’ın planını kamuoyu önünde açığa çıkarır; şirketi kurtarır ve isimlerini temize çıkarır. Hikâyenin sonunda Murat ve Azra artık rakip değil; aşk ve liderlikte ortak iki partner olarak yan yanadır. Ofis kapısında artık ikisinin de adı yazmaktadır ve bu kez onları izleyen hiçbir kamera yoktur.

Dünyayı bir kıyamet harap edeli yıllar olmuştur. Sam, hayatta kalmaya çalışan sıradan biriyken ortaya çıkan bir sistem hayatını değiştirir. Sonunda eşi olmayı seçecek üç güzel kadını kurtarma görevi gelince kendi hayatını koruyabilmek için cesaretin gerçek anlamını öğrenmek zorunda kalır.

Dünyanın en zengin kadını Sarah, tek oğlu Teddy'nin düğün törenine katılmak için ABD'ye döner. Ama Teddy'nin nişanlısı Lucinda, onu Teddy'nin metresi sanır. Lucinda, Sarah'ya saldırır, hakaret eder ve onun uygunsuz fotoğraflarını çeker. Ta ki Teddy gelip de öfkeyle "Sarah benim annem!" diye bağırana kadar.